Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum Bekçileri gibiyiz ebenced buraların Bu tenha derelerin,Bu vahşi kayaların Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi Her gün aynı pınardan doldurur destimizi Kırlara açılırız çıngıraklarımızla
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni Kuzular bize söyler yılların geçtiğini Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek Dolaştırıp dururuz daüssılayı Her adım uyandırır ayrı bir hatırayı
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda Suna’mın başka köye gelin gittiği akşam Gün biter, sürü yatar sararan bir ayla Çoban hicranlarını basar bağrına yayla Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al Diye hıçkırır kaval
Bir çoban parçasısın olmasan bile koyun Daima eğeceksin başkalarına boyun Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı Uçan kuşları düşün geçen kervanları an Mademki kara bahtın adını koydu çoban
Nasıl yaşadığımdan ne içip yediğimden Çıngırak seslerinin dağlara değdiğinden
Anlattı uzun uzun Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun Nadir duyabildiği taze bir heyecanla Karıştım ogün bugün, bu zavallı çobanla Gönlümü yayla yaptım Bingöl Çobanlarına |
 |
|